Son yıllarda özellikle sosyal medya ve dijital haber sitelerinde hızla yayılan boşanma haberlerinin ortak bir yönü var: Evliliklerin sonlandığı dava dosyalarındaki çok katmanlı, çok yönlü ve çoğu zaman yıllara yayılan sorunlar, sadece tek bir davranış üzerinden anlatılıyor. “Eşi banyo yapmadı diye boşandı”, “Instagram beğenisi boşanmaya sebep oldu”, “Bir mesaj evliliği bitirdi” gibi başlıklar okuyucuda hem merak uyandırıyor hem de boşanmanın artık çok basit gerekçelerle mümkün olduğu algısını yaratıyor. Ancak hukuk pratiği bu kadar yüzeysel değil; hatta tam tersi, Türk aile hukuku oldukça titiz ve çok boyutlu bir inceleme gerektiriyor.
Boşanma davalarında hakimlerin yaklaşımı, hiçbir zaman sansasyonel başlıklarda gördüğümüz kadar dar veya basit değildir. Türk Medeni Kanunu uyarınca boşanmaya hükmedilmesi için evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması gerekir. Bu ise tek bir davranışın kendisine değil, o davranışın evlilik birliği içindeki etkisine, sürekliliğine, yarattığı güven kaybına ve ortak yaşamı ne ölçüde zedelediğine bağlıdır. Dolayısıyla medyada öne çıkarılan “banyo yapmama” veya “bir beğeni” gibi tekillikler, gerçekte geniş bir geçimsizlik tablosunun yalnızca ilgi çeken yönleridir.
Bir dava dosyasına yakından bakıldığında, manşete taşınan olayın arkasında çoğu zaman şu sorunların biriktiği görülür:
• yıllar içinde derinleşen iletişim bozukluğu ve sürekli tartışmalar,
• eşe yönelik ilgisizlik, kırıcı sözler veya küçümseyici tutumlar,
• psikolojik baskı veya duygusal şiddetin farklı biçimleri,
• tarafların birbirine olan saygının hissedilir biçimde azalması,
• sadakat şüphesi yaratan davranışların tekrarı ve güven ilişkisinin zedelenmesi.
Bu çerçevede “banyo yapmadı” şeklinde sunulan örnek, hakim gözünde asla tek başına bir boşanma sebebi değildir. Asıl önemsenen, bu davranışın süreklilik arz edip etmediği, eş için ne tür bir saygısızlık veya huzursuzluk oluşturduğu, uyarılara rağmen devam edip etmediği ve ortak yaşamı objektif olarak sürdürülemez hâle getirip getirmediğidir.
Sosyal medya beğenileri konusunda da benzer bir yanlış algı söz konusudur. Yargıtay’ın içtihatları gayet nettir: Tek bir beğeni, tek bir mesaj veya tek bir sosyal medya hareketi boşanmayı haklı çıkarmaz. Ancak bu davranışların süreklilik kazanması, taraflardan birinde haklı bir güven kaybı yaratması, üçüncü kişilerle uygunsuz bir yakınlık görüntüsü oluşturması ve en önemlisi, eşin uyarılarına rağmen ısrarla devam etmesi halinde sadakat yükümlülüğünün ihlali gündeme gelir. Yani mesele, “tek bir beğeni” değil; bu davranışın evlilikteki güven zeminini aşındıran bir örüntü haline gelmesidir.
Peki medya neden böyle abartılı bir sunum yapıyor? Çünkü hukuki süreçler karmaşık, ağır ve çoğu zaman okuyucuya sıkıcı gelir. Buna karşılık tekil bir davranış üzerinden manşet atmak, hem daha dikkat çekici hem de daha kolay tüketilebilir bir içerik üretir. Üstelik toplumsal tartışma yaratma potansiyeli de daha yüksektir. Medyanın sansasyonel başlık tercih etmesinin başlıca sebeplerini şöyle özetleyebiliriz:
• Sansasyonel içerikler daha hızlı tıklanır ve paylaşılır.
• Dosyanın bütününü anlatmak zahmetli ve detaylıdır.
• Tek bir davranış üzerinden hikâye kurmak daha kolaydır.
• Cinsiyet temelli çatışmalar kamuoyunda daha fazla ilgi çeker.
Ancak bütün bu medya dili, yargı uygulamasının gerçeklerinden oldukça uzaktır. Hakimler, boşanma davalarında her zaman geniş bir değerlendirme yapar. Olayın tekil yönlerinden çok, ortak yaşamın genel seyriyle ilgilenir. Yargıtay’ın boşanmada dikkate aldığı temel kriterler aslında oldukça katıdır:
• davranışın süreklilik gösterip göstermediği,
• taraflar üzerindeki etkisi ve evlilik birliği üzerindeki ağırlığı,
• güven ilişkisinin ne ölçüde zarar gördüğü,
• ortak yaşamın çekilmez hale gelip gelmediği,
• kusurun kimde olduğu ve kusur oranının ne olduğu.
Bu nedenle hiçbir hakim, hafif nitelikteki tek bir davranışa dayanarak boşanmaya hükmetmez. Kararın verilebilmesi için davranışın evliliğin bütününü zedelemesi, tarafların birlikte yaşamlarını objektif olarak sürdüremeyecek hale gelmeleri ve özellikle saygı–güven ilişkisinin onarılabilir olmaktan çıkması gerekir.
Toplumda yayılan “küçük şeylerden bile boşanılıyor” algısının doğrudan doğruya medya kaynaklı olması, hukukla temas eden herkesin sıkça gözlemlediği bir durumdur. Çünkü boşanma davalarının altındaki gerçek dinamikler, medyada yansıtılanın aksine, çoğu zaman oldukça ağırdır. Tarafların yıllara yayılan bir yıpranmışlık yaşadığı, ilişkideki olumlu bağların uzun süre önce tükendiği ve aile ortamının bir tür çatışma alanına dönüştüğü açıkça görülür.
Sonuç olarak sosyal medya ve haber sitelerinde karşımıza çıkan “basit boşanma sebepleri”, hukuki gerçekliğin yalnızca küçük ve abartılmış bir kısmını temsil eder. Boşanma, Türkiye’de asla tek bir küçük olaya indirgenebilecek bir süreç değildir. Yargıtay’ın yaklaşımı daima olayların bütününü değerlendirir, kusuru doğru şekilde tespit eder ve evlilik birliğinin gerçekten temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler. Manşetler ne kadar dikkat çekici olursa olsun, hukuki gerçeklik o manşetlerin çok ötesinde; ciddi, titiz ve bütüncül bir değerlendirme gerektirir.
BUNLARIDA MERAK EDEBİLRİSİNİZ
Avukat Erdem Özcan, Ankara’daki hukuk bürosunda boşanma ve aile hukuku alanında çalışarak müvekkillerine hukuki destek sunmaktadır. Aile hukukunun hassas yapısının farkında olan Özcan, her dosyayı özenle takip eder, gerekli hukuki yönlendirmeleri titizlikle yapar ve müvekkillerinin haklarını etkin biçimde korumayı hedefler.Yalnızca hukuki süreçle sınırlı kalmayarak, müvekkillerinin yaşadığı zorlu dönemde güven veren bir iletişim anlayışı benimser ve sürecin adil ve sağlıklı şekilde yürütülmesi için çalışır.

Yorum Yaz