Yargıtay Cinsel İlişki Kararı

.

Cinsel İlişki Kurulamamasında Erkeğin Kusurlu Bulunmasına Karşı Oy

 
  Bu içerik, Ankara’da boşanma ve aile hukuku alanında çalışan 
 
  Avukat Erdem Özcan tarafından Yargıtay kararları ışığında hazırlanmıştır.


 
Karar Özeti: Cinsel ilişkiye engel olacak fizyolojik veya psikolojik bir rahatsızlık bulunmamasına rağmen evlilik birliği içinde cinsel ilişkinin kurulamaması hâlinde, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında erkek eşin kusurlu kabul edildiği görülmektedir. Ancak benzer bir dosyada, bu görüşe katılmayan bir Yargıtay üyesi tarafından ilk kez karşı oy yazılarak, böyle bir durumda eşlerin eşit kusurlu kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.


Yargıtay’ın genel kararlarına göre, cinsel ilişkiye engel teşkil edecek fizyolojik veya psikolojik bir rahatsızlık saptanmadığı hâllerde cinsel ilişkinin kurulamaması durumunda erkek eş kusurlu sayılmaktadır.
 
Bu yaklaşım, uzun yıllardır Yargıtay uygulamasında istikrarlı biçimde  sürdürülmekte ve boşanma davalarında kusur değerlendirmesine doğrudan etki etmektedir.
 
Ancak benzer bir dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay, önceki içtihadını sürdürmekle birlikte, ilk kez bir Yargıtay üyesinin
dikkat çekici bir karşı oy yazısıyla karşılaşmıştır.
  
Karşı oyda, yalnızca erkeğin kusurlu kabul edilmesinin hukuken isabetli olmadığı belirtilerek şu değerlendirmeye yer verilmiştir;  “Şöyle ki; erkek eşin aktif olduğu ve cinsel ilişkiyi sağlama görevi altında bulunduğu yönündeki ‘önerme’nin herhangi bir yasal dayanağı bulunmadığı gibi, cinsel ilişkide erkek eşe aktif rol yüklenmesinin etik kurallara veya örf ve âdete ilişkin bir dayanağı da mevcut değildir. Aksine bu kabul, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesinde  düzenlenen ‘kanun önünde eşitlik’ ilkesine ve 17. maddede yer alan kişinin dokunulmazlığı hakkına aykırılık teşkil etmektedir.”
  
Kararın Önemi:
Bu karşı oy, her ne kadar bağlayıcı bir içtihat niteliği taşımıyor olsa da, cinsel ilişki kurulamaması olgusunun kusur değerlendirmesinde otomatik olarak erkeğe yüklenmesinin tartışmaya açılması bakımından son derece dikkat çekicidir. Önümüzdeki dönemde bu yaklaşımın çoğunluk görüşüne dönüşüp dönüşmeyeceği, boşanma davalarında kusur tespiti bakımından yakından takip edilmesi gereken bir gelişmedir.

İlgili Yazılar



Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yazın.

Yorum Yaz