Görgüye Dayalı Olmayan Tanık Beyanı Delil Sayılamaz
Bu içerik, Ankara’da boşanma ve aile hukuku alanında çalışan Avukat Erdem Özcan tarafından yargı kararları ışığında hazırlanmıştır.
|
Boşanma davalarının en önemli delil unsurlarından biri tanık beyanlarıdır. Ancak tanık anlatımlarının, tarafların evlilik birliği içerisindeki yaşamlarına ilişkin bizzat gözlem ve deneyime dayanması gerekir. Görgüye dayanmayan, dolaylı aktarımlara veya tahmine dayalı ifadeler, kusur tespitinde tek başına belirleyici kabul edilmez.
Somut olayda, erkeğin iddiasına göre kadının, taraflar arasında sorunlar bulunduğu dönemde cinsel birlikteliğe yanaşmadığı ileri sürülmüştür. Ancak bu iddiaya dayanak yapılan tanık beyanlarının, doğrudan görgüye dayanmadığı; soyut nitelikte ve aktarıma dayalı olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay, bu tür bir beyanın kadın lehine kusur olarak yüklenemeyeceğini belirtmiştir.
Bu durumda, İlk Derece Mahkemesince tespit edilen ve gerçekleştiği kabul edilen diğer vakıalar birlikte değerlendirildiğinde; boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin kadına nazaran ağır kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Ayrıca Yargıtay, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve ekonomik koşullar dikkate alındığında; kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakasının düşük olduğunu değerlendirmiştir. Aynı şekilde velayeti anneye bırakılan ortak çocuklar için hükmedilen iştirak nafakalarının da yetersiz olduğu ifade edilmiştir. Mahkemenin, Türk Medeni Kanunu’ndaki hakkaniyet ilkesi doğrultusunda nafaka miktarlarını daha uygun seviyede belirlemesi gerektiği vurgulanmıştır.
Yorum Yaz