Güncel Yargı Haberleri

.

Yoksulluk Nafakası Verilemez


Türk Medeni Kanunu uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.  Bu kapsamda yoksuluk nafakasına hükmedime şartları; boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ağır kusurlu olmamak ve boşanmaya bağlı olarak yoksulluğa düşecek olmak olacaktır. 


Aile mahkemesinin kusura yönelik koşulu gözetmeden yoksuluk nafakasına hükmettiği bir davada devreye giren Yargıtay, incelemesinde ; "Tarafların kesinleşen boşanma davasının gerekçesinde boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının kusurlu olduğu kabul edildiğine göre, mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesine aykırı olacak şekilde davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir" tespitine yer vermiştir. 



Ziynet Davası Ne Zaman Açılır?


Ziynet davasının ne zaman açılacağı, başka bir söyleyişle ziynet eşyasının aynen iadesi mümkün olmadığı için bedelinin talep edilmesine yönelik dava açma süresi uygulamada sıklıkla karıştırılan bir durumdur. Ziynet alacağı davası boşanma davasıyla birlikte talep edilebileceği gibi sonradan ayrı bir dava olarak da açılabilir. Tabi ki unutulmaması gereken konu ziynet talebi davasının açılabilmesi için ziynetlerinin varlığının ve kendisinde iradesi dışında kalmadığının da kanıtlanması gerekir.  Ziynet davası boşanma davasıyla birlikte açılmamış yani boşanma davasından sonra açılacak ise zaman aşımı söz konusu olacaktır. Yargıtay vermiş olduğu kararla ziynet davalarında zaman aşımı süresinin Borçlar Kanunu 143. maddeye tabi olacağına vurgu yapmıştır. 

 Kararda şu ifadelere yer verildi:

Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, tasarruf özgürlüğüne yönelik saldırılara el atmanın önlenmesi davası ile karşı koyabileceği gibi istihkak davası ile de karşı koyabilir. Eşya davası bu anlamda bir istihkak davası olmakla istem dava konusu eşyaların; aynen iadesi, olmadığı takdirde dava tarihindeki bedelinin verilmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Dava konusu eşyaların mevcut olduğu tespit edilmiş ise uyuşmazlık mülkiyet hakkına dayandığından olayda zamanaşımı söz konusu olamaz. Dava konusu eşyaların var olduğu tespit edilemez ise istem tazminata ilişkin olduğundan Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde belirlenen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması ve karı koca arasındaki davalarda Türk Borçlar Kanunu`nun 153. maddesinin dikkate alınması gerekir. Somut olayda; tarafların 26.06.2014 kesinleşme tarihli kararla boşandıkları, davacı kadının eldeki ziynet alacağı davasını 30.03.2017 tarihinde açtığı, dava tarihi itibari ile Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde belirlenen on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek tarafların tüm delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.



Geliri Olmayan Eşin Kredi Kartını İptal Ettirmek Tazminat Sebebidir.


Erkek eşin,  eşinin işi ve geliri olmadığını bildiği halde kredi kartlarını iptal ettirmesi  boşanma davasında kusur nedeni olarak kabul edildiği davada dosya itirazlar neticesinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne geldiğinde yüksek mahkeme kredi kartı iptal ettirmenin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğuna hükmetti.  Aynı zamanda kararda kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminata hükmedilmesi gerektiği de bildirilmiştir.

Kararda şu ifadelere yer verildi:

"Eşinin işi ve geliri olmadığını bilen erkeğin, kadının kullanmakta olduğu kredi kartlarını iptal ettirdiği, giderlerini karşılamadığı, bu nedenle kendisini arayan kayınvalidesine 'manyak karı' dediği anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin tam, kadın eşin ise kusursuz olduğu noktasında yerel mahkeme ve özel daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelediğinde, erkeğin kusurlu davranışları nedeniyle kadının kişilik haklarının saldırıya uğradığı belirgin olup, davacı kadın yararına manevi tazminata hüküm edilmemesi bozmayı gerektirmiştir. O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkeme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir."



Aile İçi Kavgalar Eşe Kusur Olarak Yüklenemez


Açılan boşanma davasında kayınbiraderinin kendisine şiddet uyguladığını iddia eden erkek eş, bu durumun kadına kusur sebebi olarak göstersede dosyanın incelenmesi neticesinde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kayınbiraderin eniştesine şiddet uygulamasının kadına kusur olarak yüklenemeyeceğine hükmetti.

Kararda şu ifadelere yer verildi:

Somut olaya göre kadının kardeşinin erkeğe şiddet uygulaması vakıası, kadına kusur olarak yüklenemez. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. O halde davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilmesi doğru bulunmayıp bozmayı gerektirmiştir. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran davacı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. Aile mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir."



Boşanmada maddi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası miktarının ihlâl edilen menfaatlere ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerektiği


Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat azdır. Hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili madde hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekir. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre 2005 doğumlu ortak çocuğun ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmektedir. Karar Tarihi: 11.11.2021



Mal rejimi Davalarında Zaman Aşımı 10 Yıl !


Yargıtay vermiş olduğu  kararla mal rejiminden kaynaklı alacak davalarında zaman aşımı süresinin 10 yıl olduğunu bildirdi, Yargıtay kararında;

Mahkemece TMK 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden ıslah ile artırılan kısmın reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararıyla edinilmiş mallara katılma rejimi (katılma alacağı) bakımından TMK'nın 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK.nın 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüş, bu görüş Daire tarafından da benimsenmiştir. Bu durumda edinilmiş mallara katılma alacağı davalarında da TMK'nın 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekecektir, (mülga BK.m.125.). Ancak 10 yıllık zaman aşımının başlaması konusunda duraksama söz konusudur. Ağırlıklı görüş eşler arasında mal rejiminin sona erdiği tarih olan boşanma davasının açıldığı tarih başlangıç süresi olarak kabul edilmektedir. Ne var ki 6098 sayılı TBK'nın 153/1-2. bendine göre “Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zaman aşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur.” Kanunun bu açık hükmü gözetildiğinde başlangıç tarihi olan boşanma davasının açıldığı tarihte mal rejimi eşler arasında sona ermiş olsa bile zaman aşımı işlemeyeceğinden (duracağından) ve boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar da bu durma devam edeceğinden ancak boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren TBK.nın 146. maddesinde öngörülen zamanaşımı işlemeye başlayacaktır. Yani zaman aşımının başlangıç tarihinin saptanan bu olgu karşısında boşanma kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmesi gerekir. Bu halde satın alma tarihi itibariyle edinilmiş mal niteliğindeki aracın 08.01.2009'da 14.750 TL'ye elden çıkarıldığı ve TMK.nın 236. maddesi gereğince bu değerin yarısının davacının katılma alacağını oluşturduğunu gözetilerek ıslah ile artırılan kısmında kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğra değildir.


Nafaka Ödemesi Nasıl Yapılır ?


Bir boşanma davasında her ay  'tedbir nafakası' ödemesine mahkeme hükmetmiştir. Ödemeleri her ay banka kanalıyla yapan borçlu haziran ayında ödemenin açıklama kısmına 'nafaka' yerine 'sadaka' yazınca konu yargıya taşınmıştır.

 

Alacaklı taraf ödenen paranın 'sadaka' olduğunu, nafakasının ise yatırılmadığını iddia ederek icra takibi başlatmıştır, itiraz üzerine konu mahkemeye yansıyınca davada hakim, borçlunun yazdığı 'sadaka' ibaresini baz alarak alacaklı tarafı haklı bulmuştur. Mahkeme, ödemenin hangi aya ait olduğunun, 'nafaka' ifadesi ile açıkça açıklama kısmında belirtilmesi gerektiğini bildirmiş ve nafakanın yeniden yatırılmasına karar vermiştir. 


Nafaka ödemekle yükümlü kişilerin banka kanalıyla yaptığı ödemelerde ödemenin nafaka olduğunu ve hangi aya ait olduğunu açıklama kısmına yazmaları gerektiği mevcut kararla bir kez daha anlaşılmıştır.



Akşamları iş arkadaşlarıyla iş konularında mesaj çekilmesi aldatma sayılamaz!

 

Kadın eş, kendisini aldattığını öne sürdüğü kocasının sık sık kadın arkadaşları ile telefonda konuştuğunu gerekçe göstererek boşanma davası açtı.

 

Aile mahkemesi, erkeğin gece geç saatlerde kadın iş arkadaşlarıyla mesajlaştığını, bazı geceler eve geç geldiğini kabul ederek kadın eşi haklı bulmuş ve erkek eşin ağır kusurlu olduğunu kadın eşin ise daha az kusurlu olduğuna hükmederek çiftin boşanmasına karar vermiş, erkek eşin tazminat ödemesine hükmetmiştir.

 

Yapılan itirazlar neticesinde dava Yargıtay önüne geldiğinde Yargıtay konuyla ilgili emsal niteliğinde bir karar vererek kocanın, telefonla bir kadınla konuşmasının eşini aldattığı anlamına gelmediği gerekçesiyle mahkemenin verdiği tazminat cezasını iptal etmiştir.

 

Emsal kararla; sadakat yükümlülüğünün ihlaline yönelik davalarda telefon kayıtlarının davaya konu edilmesi halinde, söz konusu kayıtlarda eşin ne amaçla görüşmeler yaptığının tespitinin de yapılması gerektiği, yine görüşme saatlerinin de önemli olduğu aile mahkemelerince dikkate alınmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; kusursuz eşin dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü olduğuna hükmetti.


Bir boşanma davasında aile mahkemesinin yoksuluk nafakasının reddine yönelik verdiği karar; Yargıtayca davalının davacıya nazaran daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle, davalı kadının yoksulluk nafakası isteğinin reddinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.


Aile Mahkemesi, boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin kusurunun bulunmadığı, kadın eşin ise tam kusurlu olduğu gerekçesiyle ve yasa gereği davalı eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verince konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmeye alınmış ve aile mahkemesinin direnme kararı bozulmuştur. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı'nda; "Yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa ki maddede açıkça belirtildiği gibi kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır. Bunun yanında, yoksulluk nafakası istenebilmesi için istemde bulunan tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşılaşmış bulunması şarttır. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkanından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir. Somut olay değerlendirildiğinde; boşanmaya sebep olan olaylarda mahkemece de sabit kabul edilip davalı kadına yüklenen kusurlu davranışların yanında, davacı erkeğin de eşini baba evine bırakıp sonrasında bir daha gelmesin diyerek evden göndermek ve tekrar istemediğini söylemek şeklinde gerçekleşen olaylara göre eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkinse dosyada mevcut 2013 yılı araştırma sonuçlarına göre, kadın eşin ortaokul mezunu, ev hanımı olduğu, ailesinin yanında yaşadığı, mal varlığı ve gelirinin bulunmadığı buna karşılık erkek eşin üniversite mezunu olup sınıf öğretmenliği yaptığı, aylık 2 bin 500 TL gelir elde ettiği, kendi evinde oturduğu bu nedenle kira giderinin bulunmadığı, adına kayıtlı bir ev ve aracının olduğu görülmüştür. Yasa gereği tam kusurlu eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemeyeceği gerekçesine dayanan direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. Direnme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir" denildi.



Maddi Çıkar Tazminat Sebebi


Devam eden bir boşanma davasında kadın, küfrettiği ve kendisini evden kovduğunu öne sürdüğü 47 yaş büyük eşinden yoksulluk nafakası ve tazminat istemiştir. Erkek  eş ise  karşı davasında eşinin maddi çıkar amacıyla evlendiğini iddia etmiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.


Aile mahkemesi ve İstinaf mahkemesi kadın eşi haklı bulsa da dosya itirazlar neticesinde Yargıtay önüne geldiğinde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşinden boşanan kadına yoksulluk nafakası ödenmesine, erkeğin manevi tazminat taleplerinin reddine hükmeden istinaf mahkemesi kararını, kadının "maddi çıkar amacıyla evlendiği" tespiti gerekçesiyle bozdu.


Dairenin kararında, evlilik tarihinden 3 gün önce erkeğin tek tapulu mal varlığı olan evini satış yoluyla devir aldğını, kadının tanıklara çocuklarının geleceği ve ev için evlendiğini söylediğini, taraflar arasındaki yaş farkının da 47 olduğu da göz önüne alındığında, kadına yüklenen "maddi çıkar amacıyla evlenme" ve "evlilik birliğini devam ettirme gibi bir amacın bulunmamasına" ilişkin kusurlu davranışların dosya kapsamından sabit olduğu belirtildi.


Kararda, boşanma sebebi olaylarda kadının ağır kusurlu olduğu, bu davranışların erkeğin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığına  ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken yanılgılı kusur belirlemesiyle erkeğin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi kanuna aykırı bulundu.



Eşe Söylenen Sözler Boşanma Nedeni Sayıldı


Bir temyiz incelemesinde Yargıtay emsal niteliğinde karara imza atıp 'Ben yoksam hiçsin' şeklinde eşini aşağılayan kocayı haksız bularak durumu kadın adına haklı boşanma nedeni saymıştır. Yargıtay’ın karar özeti şu şekildedir; 

 

“Davacı-karşı davalı kadın, evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş, davalı-karşı davacı erkek karşı davasıyla zina hukuki sebebine dayalı boşanma istemiştir. Mahkemece davacı-karşı davalı kadının davasının reddine, davalı-karşı davacı erkeğin ise boşanma talebinin kabulüyle tarafların boşanmalarına karar vermiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davalı-karşı davacı erkeğin eşini ‘Sen ancak benim paramla varsın, sen ben yoksam hiçsin’ diyerek aşağıladığı ve eşine yönelik süregelen fiziksel şiddetinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı-karşı davalı kadının evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasının ispatlandığının kabulü gerekir. O halde davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir.”



Şiddet Teşebbüsü Tazminat Nedeni Sayıldı 

 

Ceza hukukunda teşebbüs bir failin suç işlemek üzere harekete kalkışması anlamına gelir, bu durumun varlığı boşanma davaları içerisine de kendine yer bulmuştur. Öyle ki boşanma davalarında fiziksel şiddettin varlığı ve varlığına teşebbüste boşanma gerekçesi oluşturmaktadır. Bu kapsamda Yargıtay, şiddet teşebbüssünün de tazminat gerekçesi olacağın karar kılmıştır. Yargıtay’ın karar özeti şu şekildedir; 

 

Mahkemece davacı-karşı davalı erkeğin kabul edilen kusurlu davranışlarının yanında, davacı-karşı davalı erkeğin davalı-karşı davacı kadına fiziksel şiddet teşebbüsünde de bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı-karşı davalı erkeğin gerçekleşen bu kusurlu davranışı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder. Türk Medeni Kanun’un 174/2. maddesi koşulları davalı-karşı davacı kadın lehine gerçekleşmiştir. O halde tarafların ekonomik ve sosyal durumları, hakkaniyet ölçüsü, kusurun ağırlığı dikkate alınarak davalı-karşı davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

 



Yargıtay’dan Süreli Nafaka Kararı


Yoksulluk nafakası, boşanan eşin boşanmaya bağlı olarak yoksulluğa düşmesi halinde kusur durumu gözetilerek bağlanan nafaka türüdür. Bilineceği üzere son günlerde nafakanın süresi konusunda büyük tartışma vardır. Zira süresiz nafakanın mağduriyet yarattığı açıktır. Birçok kişi nafakanın devam etmesi için kayıtsız çalışmakta, hatta evlilikle son bulmasın diye resmi evlilik yapmadan yeni eşiyle yaşamaktadır. Çok kısa sürmüş bir evlilik içinde ömür boyu nafaka ödemek mağduriyetlere neden olmaktadır.

Bu durumun düzelmesi için kanunda değişiklik beklenirken konuyla ilgili Yargıtay’dan emsal niteliğinde bir karar geldi ve Yargıtay 5 ay evli kalmış çiftin boşanmasında yoksulluk nafakasını 2 yıl ile sınırlı tutmuş, 2 yılın sonunda nafakanın son bulmasına karar vermiştir.


Her akşam anneye gitmek boşanma sebebi sayıldı

 

Bir boşanma davasının temyiz müracaatını değerlendiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin sürekli olarak akşamları iş çıkışından sonra annesinin evine gitmesini boşanma sebebi olarak değerlendirdi. 

Erkek eşin  akşamları iş çıkışından sonra annesinin evine giderek bu durumu alışkanlık haline getirmesine yönelik kadın eşin iddiasını aile mahkemesi yaptığı inceleme sonucu haklı bulmuş ve durumu erkek eşe kusur olarak yüklemiştir.

Yapılan itirazlar neticesinde dosya Yargıtay incelemesine geldiğinde Yargıtay, kocanın her akşam iç çıkışı annesini ziyarete gitmesinin ilk derece mahkemesince boşanma sebebi sayılmasını uygun bulmuş ve tüm dosya kapsamında diğer kusur nedenleriyle birlikte erkek eşin daha kusurlu olduğuna hükmetmiştir.

 


Sigarayı Bırakmayan Eş Kusurlu Sayıldı

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yaptığı bir incelemede evlendikten sonra sigarayı bırakacağını söyleyen ancak bu sözü yerine getirmeyen tarafın boşanma davasında kusurlu olduğuna karar verdi.

 

Açılan bir boşanma davasında; evlenmeden önce sigarayı bırakacağına dair söz veren eşin sözüne güvenerek evlenmeyi kabul ettiğini iddia eden eş, eşinin sözünü yerine getirmemesini boşanma davasına taşıyarak boşanma talebinde bulunmuştur. Yerel mahkeme, kadının evlenmekle sigarayı bırakacağı konusunda söz verdiğini ancak sigarayı bırakmaması ve kocasıyla bu konuda sürekli tartışması nedeniyle az da olsa kusurlu olduğu belirterek davayı kabul etmiştir. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekçesi incelendiğinde, "evlenmekle sigarayı bırakacağı konusunda söz verdiği ancak sigarayı bırakmaması ve davacıyla bu konuda sürekli tartışması neden olunmasının kusur olduğu" kararını onadığı görülmüştür.



Cinsel İlişki Kurulamamasında Erkeğin Kusurlu Bulunmasına Karşı Oy


Yargıtay’ın genel kararlarına göre cinsel ilişkiye engel olacak fizyolojik ve psikolojik bir rahatsızlık saptanmadığı hallerde cinsel ilişki kurulamıyor ise erkek eş kusurlu bulunmaktadır.  

Konuyla ilgili detaylı makalemize buradan ulaşabilirsiniz>>>>


Ancak benzer bir dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay aynı görüşüne devam etse de ilk kez bir Yargıtay üyesinden fizyolojik ve psikolojik bir rahatsızlık yok ise kurulamayan cinsel ilişkide eşlerin eşit kusurlu kabul edilmesi gerektiğini yönelik karşı oy geldi.

 

Üye karşı oyunda sadece erkeğin kusurlu bulunmasının uygun olmadığını bildirerek; “Şöyle ki; erkek eşin aktif olduğu ve cinsel ilişkiyi sağlama görevi altında bulunduğu "Önerme" sinin herhangi bir yasal dayanağı bulunmadığı gibi cinsel ilişkide erkek eşe aktif rolünün uygun görülmesinin etik kurallarına veya örf ve adete ilişkin bir dayanağı da mevcut değildir. Aksine bu önerme ve kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. Maddesinde ifadesini bulan "Kanun önünde eşitlik" ilkesine ve kişinin hakları ve ödevleri başlığı altında yer alıp 17.madde de ifadesini bulan kişinin dokunulmazlığı hakkına da aykırılık teşkil etmektedir.” açıklamasında bulundu.



Bayramda Akraba Ziyaretlerine Eşlik Etmediği Gerekçesiyle Açılan Boşanma Davasının Reddine Karar Verildi 

 

Erkek eş, aile mahkemesine başvurarak eşinin bayram ziyaretlerine kendisiyle birlikte gitmediğini ileri sürmüş ve boşanma talebinde bulunmuştur. Talebini kabul eden aile mahkemesinin kararına kadın eşin itirazı üzerine dosya Yargıtay inceleme aşamasına gelmiştir.

 

Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını doğru bulmayarak kararı bozmuştur. Yargıtay’ın karar gerekçesi;

“Dava dilekçesinde; davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin gösterilmesi gereklidir. Mahkeme, davacı tarafından usulüne uygun şekilde dayanılmayan vakıaları kendiliğinden inceleyemez. Dava sebebi ve dayanağı vakıalar açık ve somut şekilde ispata ve karşı tarafın savunmasına elverişli olarak ortaya konmalıdır."

 

Mahkemece, davacı erkek tarafından usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ‘davalı kadının, erkeğin bazı akrabaları ile görüşmeyi, bayramda ziyaret etmeyi istememe’ vakıası esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı kadının bundan başka boşanmayı gerektiren kusurlu bir davranışı da ispatlanamamıştır. Gerçekleşen duruma göre, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir. Mahkeme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir.”


Boşanma Davasında Ekran Görüntüsü Delil Sayılır Mı ?


Kadın eş, eşinin cep telefonunda başka kadınlarla cinsel içerikli konuşmalar yaptığını görmüş ve aldığı ekran görüntülerini delil yaparak dava açmıştır. Yerel mahkeme mevcut delilleri kabul ederek erkeğin tam kusurlu olduğunu kabul etmiş ve kadın lehine tazminata hükmetmiştir. Karara itiraz eden erkek eşin itirazını değerlendiren istinaf mahkemesi mevcut ekran görüntülerinin hukuka uygun delil olmadığına karar vererek bu delile dayalı kusuru kabul etmemiştir.

 

Yani istinaf mahkemesi, söz konusu ekran görüntülerinin erkek eşin telefonundan rızası dışında hukuka aykırı elde edildiği gerekçesiyle yüklenen kusurun gerçekleşmediği sonucuna ulaşmıştır. Karara karşı itirazda bulunulmasıyla dosya Yargıtay’a gitmiş ve Yargıtay şu tespite yer vermiştir;

 

"Davacı kadın tarafından, davalı erkeğin telefonundaki sohbet uygulaması üzerinden başka kadınlarla yapmış olduğu cinsel içerikli yazışmaların ekran görüntüleri alınmak suretiyle dosyaya sunulan çıktıların erkeğin haberi olmaksızın, onun bilgisi ve rızası dışında sırf delil oluşturmak maksatlı olarak hukuka aykırı bir şekilde elde edildiğinden bahsedilemez. Bu durumda, davacı tarafça usulüne uygun olarak elde edilen ve dosyaya sunulan bu delilin hükme esas alınmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır."

 

Böylelikle Yargıtay ekran görüntüsü şeklinde eşin telefonundan alınan ve delil üretmek amacıyla oluşturulmayan verilerin hukuka aykırılık teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir. 

 




İlginç Boşanma Gerekçesi


Aldatma, şiddet, ilgisizlik, ekonomik olarak geçimimi sağlayamama sıklıkla görülen boşanma nedenleri olurken taraflar mahkemelerde şaşırtan nedenleri gerekçe göstererek boşanma talebinde bulunabilmektedir. Bunlardan biriside "eşim adeta benimle evli değil de elindeki cep telefonuyla evli" iddiasında bulunan erkek tarafa kadının cevabı olmuştur. Kadın açtığı karşı davada; eşinin sürekli olarak ekonomik baskı yaptığını, kazandığı bütün paraları iç çamaşırlarına saklayarak, eşi ve çocukları yerine kendi annesi ve babasına verdiğini iddia etmiştir. 

Görüleceği üzere genel sebeplerin aksine eşlerin yaşadıklarına bağlı iddiaları ile boşanma gerekçeleri genişleyebilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki iddia etmek değil ispatlamak mahkemede kabul görecektir.



Kıskançlığa Bağlı Boşanma Davalarına Yeni Kıstas  


Kıskançlık boşanma sebepleri arasında önde gelmektedir. Tatbiki kıskançlığın sınırları önem arz eder. Zira kıskançlığın olmadığı bir ilişki türü yoktur. Ancak aşırı derecede kıskançlık sonucu hayatın çekilmez kılınması mutlak bir sorun oluşturacaktır. Her sözde ve her davranışında bir ima aramak, kafada senaryo yazıp eşi suçlamak, anlamı olmayan kısıtlamalar getirmek müşterek hayatı olumsuz etkileyecektir.

Yargıtay bir boşanma davasında eşin kıskançlığının erkeğin davranışlarına bağlı olması halinde kadına bir kusur yüklenemeyeceğine karar vererek kıskançlık durumuna yeni bir kıstas getirmiştir.  


Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, “Kadının aşırı kıskançlığı, erkeğin güven sarsıcı davranışlarından kaynaklanıyorsa kıskançlık kadına kusur olarak yüklenemez”


Kıskançlık nedeniyle eşe baskı yapılması durumunda durumun boşanma davasında kusur olarak kabul edilmesi için kıskançlığın kaynağının eşin güven sarsıcı hareketlerinden kaynaklandığına karar verilerek kıskançlığa bağlı açılacak boşanma davalarına yeni bir kıstas getirilmiştir. 



Kadını Değersizleştirmek Boşanma Nedeni


Evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel bir boşanma nedendir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma davası açıldığında durumu kanıtlayacak somut olayların mahkemeye sunulması gerekmektedir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olabilecek birçok somut olay her evlilikte yaşana bilir. Yargıtay’ın mevcut boşanma davalarına vermiş olduğu kararlar genel bir boşanma nedeni olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması hususunu somutlaştırmaktadır. 

 

Bu kapsamda Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlardan birisi de eşi değersizleştirmektir. Yargıtay erkeğin eşine "Sen ancak benim paramla varsın, sen ben yoksam hiçsin" demesini kadının değersizleştirilerek aşağılanmasına neden olduğunu kabul etmiştir. Bu kapsamda mahkeme evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabul ederek tarafların boşanması yönünde hüküm kurmuştur.



İlk eşten olan çocuğa yeni eşin soyadı verilebilir mi?


İlk eşinden boşanan ve çocuğunun velayetini alan kadın, sonrasında yaptığı yeni evlilikte yeni eşinin soyadını ilk evliliğinden olan çocuğuna vermek için dava açmıştır. Aile mahkemesi yaptığı inceleme sonucu kadının davasını kabul ederek, ilk eşten olan çocuğun kadının yeni eşinin soy adını almasına karar vermiştir.

Ancak Yargıtay yaptığı inceleme sonucunda evlilik içerisinde doğan çocuğun, doğumla kazandığı soyadının kadının yeni evliliğiyle kazandığı soy adıyla değiştirilmesine ilişkin yasal bir düzenleme olmaması nedeniyle kararı bozmuştur. Böylelikle şu an için ilk evlilikten olan çocuğun soy adının yeni eşin soy adıyla değiştirilmesinin önü kapanmıştır.


Vajinismus boşanma sebebi midir?

Sağlıklı bir cinsel ilişki evlilik kurumunun gereğidir. Sağlıklı cinsel ilişkinin kurulamaması bir hastalıktan ileri geliyor ise tarafların bu konuyu çözmek için gösterdikleri çaba boşanma davası açısından önem arz eder.

Vajinismus (cinsel işlev bozukluğu) cinsel hayatı yıpratıcı olabilecektir. Ancak tek başına boşanma nedeni sayılmamaktadır. Zira kadının tedaviyi isteyip istemediğine göre ve erkeğin tedaviye iştirak edip etmediğine göre durum değişmektedir.

 

Eğer kişi vajinismusla ilgili tedaviyi kabul etmiyor ve tedavi olmuyorsa bu durum erkek eşi haklı kılacak şekilde boşanma nedeni olarak değerlendirilebilir.  Kadın eşin bu tedaviyi kabul etmesi, tedavi için erkek eşin iştirak sağlaması gerektiği durumlarda erkek eşin bu durumdan kaçınması halinde de kadını eşi haklı kılacak şekilde boşanmaya hükmedilebilecektir.




Eşi yalnız bırakmak neden boşanma ve tazminat nedenidir?

Evlilik aynı zamanda yeni bir hayat tarzı oluşturmaktır. Mutlu bir evliliğin temel kuralıda yeni hayat tarzına uyum sağlamaktan geçmektedir. Bireysel özgürlükleri kısıtlamadan ortak alanlar yaratmak eş olmanın temel kurallarından birisidir. Birlikte sevinmek, birlikte gülmek, birlikte ağlamak, birlikte kararlar vermek kısaca hayatı birlikte paylaşmak evli olmanın en temel sorumluluğudur. Bu sayede taraflar kendisini huzurlu ve güvende hissedecek ve aile olmak anlam kazanacaktır.

 

Yargıtay hukuk dairesi de bu temel hususu esas alarak eşini evlilik yıldönümü ve doğum günü gibi özel günlerde ve düğün, yurtdışı/içi gezi, konser gibi sosyal ortamlarda sürekli yalnız bırakmanın boşanma sebebi olduğuna karar vermiştir. Zira bir hayatı paylaşırken sürekli yalnız kalmak eşin kendisini mutsuz hissetmesine, huzurunun bozulmasına, güven hissinin kaybolmasına neden olacaktır. Bekarmış gibi yaşam tarzına devem etmek evliliğin kutsallığına aykırı bir durum teşkil etmektedir.

 

Bu hususu belirtirken Yargıtay’ın vermiş olduğu kararların münferit olaylara dayanmadığını da belirtmek gerekir. Yani eşin zorunlu sebeplerden dolayı bazı anlarda eşini yalnız bırakması hayatın olağan akışına uygundur. Temel mesele eşin mutluluğu yok edecek derecece süreklilik arz eden olaylardır.

 


 

Boşanma aşamasındaki sevgilisinin evine geldi! Cezayı yedi

Boşanma davası açılmasından sonra müşterek konutun ortak sayılıp sayılmayacağı tarafların en çok merek ettikleri konular arasında yer alıyor. 

Boşanma davası açmak taraflara fiilen ayrı yaşama hakkı tanısa da müşterek konutun eşlerden birinin oturmasına tahsis edilmemesi, eşin evde kalmasını yasaklayan bir tedbir kararının veya bunun benzeri bir ayrılık kararının bulunmaması gibi durumlarda eş, fiilen müşterek konutta yaşamasa da müşterek hane ortak ikamet olarak sayılıyor.

 

Bu değerlendirme Yargıtay’ın vermiş olduğu son kararla somutlaşmıştır. Görülmekte olan bir boşanma davası sırasında eşlerden birisi ailesinin yanında yaşamaya başlamış, diğer eş müşterek hanede kalmıştır. Müşterek haneye sadece eşyalarını almak için ara sıra gelen koca, haneye geldiğinde kapının kilitli olduğunu gördüğünde polise haber vermiştir. Olay yerine gelen polis kapıyı açmaya çalışırken evde bulunan kadın kapıyı açınca balkonda saklanan bir erkek bulunmuştur.

 

Görüldükleri karşısında şok yaşayan kocanın şikâyeti üzerine evde bulunan erkek hakkında konut dokunulmazlığını ihlalden dava açılmış ve Yargıtay, boşanma davası olsa da müşterek hanenin diğer eşin kullanımına tahsis edilmemesi veya kocanın evde olmasını engelleyecek bir karar olmadığı için konutu müşterek hane olarak kabul etmiş ve evde bulunan kadının sevgilisine konut dokunulmazlığını ihlalden mahkumiyet kararı vermiştir.


Devam Haberler İçin Tılayın


Yorumlar (0)

Bu yazı yoruma kapalıdır.

Yorum Yaz