Güncel Yargı Haberleri

.

Eşler Ev İşlerinde Ortak Sorumludur.

 

Aile mahkemesinde devam eden bir boşanma davasında ev temizliği ve çocuk bakımını yeterince yapmadığı gerekçesiyle kadın eşi kusurlu bulan aile mahkemesi kararı, yapılan itirazlar neticesinde Yargıtay’a geldiğinde dosyayı inceleyen Yargıtay kadın eşin temizlik ve çocukların bakımıyla yeterince ilgilenmemesi yönüyle kusurlu bulunmasının doğru olmadığını vurgulamış, MS hastası olan kadın eşin, hastalığına bağlı olarak ev temizliği ve çocuk bakımıyla yeterince ilgilenmemesinin hayatın olağan tecrübesine uygun olduğu hükmüne ulaşmıştır.

 

Daire kararda, "Bedensel ve ruhsal olarak ev işlerini gerektiği gibi yapmasının ve çocuklarıyla yeterince ilgilenmesinin mümkün olmadığı, bu sebeple kusur olarak yüklenemeyeceği" vurgusu yaptı.

 

Ev temizliğinin kadının görevi olarak görülmesi hukuka uygun değildir. Zira medeni kanun eşlerin ev işi ve çocuk bakımı konusunda ortak sorumlu olarak görmektedir.




Lüks Eğitim Gideri İçin İştirak Nafakası Miktarı


Velayet hakkı kendisinde bulunmayan baba, kendi maddi ve ekonomik olanakları ölçüsünde müşterek çocuğun başta bakım ve barındırma olmak üzere her türlü okul, eğitim ve gelişme giderlerine katılmakla yükümlüdür.  Ne var ki, nafaka miktarının belirlenmesine esas alınması gereken ister bakım ve barındırma isterse okul, eğitim ve gelişme giderlerinin özenti ve aşırılığa kaçmadan, doğru, makul ve gerçekçi sınırlar yaşam, gelişim ve eğitim çizgisinin gözden uzak tutulması ve nihayet kişisel ve aşırı istekler ile toplumun lüks ve fantazi kabul edebileceği ihtiyaçlar için velayet kendisine bırakılmayan tarafın ağır yükümlülüklere maruz bırakılmaması gerekmektedir.   


Bu kapsamda yurt dışında özel bir okulda eğitimine devam eden müşterek çocuğun masraflarını talep ederek açılan iştirak nafakası davasında Yargıtay, iştirak nafakasının genel nitelik ve kapsamına göre fahiş bir miktarda tayin ve tespit edilmesini uygun bulmamış, yurt dışı eğitim kararında babanında onayını aramıştır.


Karar Özeti;

Dava, velayeti davacı anneye verilen evlilik dışı müşterek çocuk için davalı babadan iştirak nafakası alınmasına ilişkindir. İyi niyetli davacı annenin verdiği kararın sonucu yurt dışında eğitim gören çocuk için davacı annenin kendi parasal olanaklarına dayanarak gerçekleştirdiği harcamayı önemsememek imkansızdır. Türkiye şartlarında lüks hatta fantazi sayılabilecek ve asla gerekli olmayan öğrenim ve yetiştirme tarzının bedelini böyle bir karardan, bilgisi ve muvafakatı olmayan davalı babaya ödetmek adalete uygun düşmemektedir. Bu sebeplerle fahiş bir miktar nafakaya hükmedilmesi kanuna aykırı olup yurt içi eğitim ve öğretim şartları gözden uzak tutulmadan normal ve adil bir miktar nafakaya karar verilmesi bozmayı gerektirir.





Evlilik Dışı Doğan Çocuk Nafaka Alır Mı? 

Erkek ve kadın arasında yasal evlilik akdi olmadan yaşanan birliktelikten dünyaya gelmiş çocuk, evlilik dışı kabul edilir. Evlilik dışı ilişkiden doğan çocuğa karşı babanın nafakayla yükümlü tutulabilmesi için çocukla arasında soy bağı kurulması gerekmektedir. Yani baba ve çocuk arasında hukuki bağın kurulmuş olması gerekmektedir. 

 

Evlilik dışı doğuşmuş ve babasıyla hukuki bağı kurulmuş çocuk için anne, nafaka talebinde bulunabilecektir. Bu halde baba, mali gücü oranında müşterek çocuğun giderlerine katılacaktır. 

 

Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.



Kadının Irzına Geçilmesi Boşanma Nedeni 

Eşlerde hiç kusur yokken bile yuva temelli bir sarsıntıya uğramış olabilir, kanunda tamemen kusura dayalı bir boşanma sebebi öngörülmemiştir. Kadının ırzına geçilmiş olması koca açısından ortak hayatı çekilmez hale getiren bir olaydır.


Ali ile Meryem arasındaki boşanma davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Davalının zorla ırzına geçildiği hususunda uyuşmazlık yoktur. Mahkemece kusur esasından hareket edilerek dava reddedilmiştir. Oysa Medeni Kanunun 134. maddesinde tamemen kusura dayalı bir boşanma sebebi öngörülmemiş, aile birliğinin sarsıntıya uğraması elverişsiz hale gelmesi veya eşlerden biri için ortak hayatın çekilmez derecede ağırlaşması da boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir. Onun için bazan eşlerde hiç kusur yokken bile yuva temelli bir sarsıntıya uğramış olabilir. Bu takdirde boşanma kararı verilmesine engel yoktur. Kusurun ağırlığı karşılıklı kusur söz konusu olan hallerde dava hakkı yönünden önem taşır. Kadının ırzına geçilmiş olması koca açısından ortak hayatı çekimez hale getiren bir olaydır. Türk toplumu karısı böyle bir duruma düşer kocadan onu şefkatle bağrına basmayı beklemez. Aksine kocanın bunu hoş görü ile karşılaması toplum içindeki değerinin yitirilmesine yol açar. Bu yargı giderek onu herkesin gözünden düşürür. Öte yandan eşinin isteği dışında da olsa başka birisi tarafından ırzına geçilmesi hali koca istemeyerek de olsa eşine karşı tiksinti ve benzeri duyguların doğumuna yol açar. Bu şartlar altında kocayı hayatı devam ettirmeye zorlamak haksızlık olur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu benzeri bir olayda bu görüşü benimsemiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.12.1971 gün 2/26-746 sayılı kararı) Kaldıki davalı Meryem bile 7.11.1975 günlü oturumda bu olaya değinmeden ruhi anlaşmazlık sebebiyle boşanmaya karar verilmesini kendisi de istemiş sonraki oturumlara gelmemiş ve savunma delili göstermemiştir. Öyle ise boşanmaya karar verilmesi gerekirken davanın reddedilmesi usul ve kanuna aykırıdır.



İki Farklı Erkekle Sadakatsizlik Boyutuna Ulaşmayan Davranışlar Halinde Tazminat Talebi

Bir çok yazımızda ele aldığımız gibi boşanmada maddi - manevi tazminat kavramı kusur tespitinin neticesinde aile mahkemesi hakimince belirlenecektir. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olunması halinde boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olan eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Maddi ve tazminatın belirlenmesine yönelik detaylı bilgiyi buradan ulaşabilirisiniz.


Tazminatın belirlenmesine yönelik Yargıtay yaptığı bir incelemede emsal nitelikte bir karar vermiştir. Dosya kapsamına göre kadın eşin değişik zamanlarda iki farklı erkekle sadakatsizlik boyutuna ulaşmayan ancak eşinin güvenini sarsacak nitelikte davranış sergilediği bir boşanma davasında mahkeme erkek eşinde eşine yönelik fiziksel şiddet, birlik görevlerini yerine getirmeme ve alkol kullanma olarak kusurlu olduğuna karar vermiştir. Yargıtay yaşanan olaylar karşısında kadın eşin ve erkek eşin eşit kusurlu olduğuna hükmetmiş ve tarafların tazminat talebini kabul etmemiştir.

Ayrıca kadın eşin 2 farklı erkekle sadakatsizlik boyutuna ulaşmayan davranış şekli ve erkek eşinde eşine yönelik fiziksel şiddet, birlik görevlerini yerine getirmeme ve alkol kullanma olarak kusurlu olması karşısında eşit kusurun söz konusu olması yani kadın eşin ağır kusurlu olmaması karşısında yoksuluk nafakası talebinin de incelenmesine karar verilerek şartları oluşmuş ise kadın eşe yoksuluk nafakası bağlanması için dosya Yargıtay tarafından aile mahkemesine geri gönderilmiştir.



Sekiz Yıl Sonra Tebliğe Çıkarılan Boşanma Kararı Bozma Sebebidir

Aile mahkemesi hakimince yapılan yargılama sonunda verilen karar kısa karar olarak adlandırılır. Mahkeme hakimi son duruşmadan sonra ilgili karara nasıl vardığını gösterir gerekçeli kararını bildirecek ve bu bildirim üzerine itiraz hakkı kullanılmaz ise karar kesinleşip hüküm ifa edecektir. Söz konusu gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmaması yani taraflara kararın gönderilmemesi halinde boşanma ve boşanmaya bağlı hükümler geçerlilik kazanmayacaktır. Yargıtay yaptığı incelemede 8 yıl boyunca kararın tebliğe çıkarılmamasını hakkın kötüye kullanılması olarak kabul etmiş ve verilen kararı bozmuştur.

Kararda şu ifadelere yer verildi:

Özeti: Davacı kadın tarafından açılan dava sonunda tarafların evlilik birliğinin sarsılması sebebi ile boşanmalarına karar verilmiş, mahkemenin gerekçeli kararı, aradan sekiz yıl geçtikten sonra tebliğe çıkartılmış, davalı erkeğe tebliğ edilmesi üzerine, davalı süresi içerisinde kararı temyiz etmiştir. Davalı, temyiz dilekçesinde, aralarında anlaşarak gerekçeli kararı tebliğ almadıklarını, bu süre içerinde bir sorun yaşanmadığını, eşini sevdiğini boşanmak istemediğini ileri sürmüştür. Kararın sekiz yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra tebliğe çıkarılması. Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırı ve "Hakkın kötüye kullanılması" niteliğindedir. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Gerçekleşen bu durum karşısında, boşanma iradesinin samimi olmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.



Boşanma Davası Devam Ederken Eşlerin Bir Araya Gelmesi


Boşanma davası devam ederken eşlerin mahkemeye kusur olarak sundukları vakıalara yönelik af kavramı davanın seyri açısından büyük önem taşır. Zira davanın devamında affeden veya affa yönelik davranış şekilleri sergileyen eşin boşanma davası kabul edilmeyecektir. Yani boşanma gerçekleşmeyecektir. Ancak yakın zaman içerisinde görülen bir boşanma davasında dava devam ederken birlikte tatile çıkan çiftin davası aile mahkemesince kabul edilmemiş olsa da üst mahkeme, tatilin amacının müşterek çocuğun psikolojisini düzeltmek olması nedeniyle İlk derece mahkemesi tarafından tarafların birlikte tatile gitmelerini barışma ve af olarak değerlendirme yönündeki kararı hatalı bularak boşanma yönünde hüküm kurmuştur. Bu kapsamda tatilin tamamen çocuğun üstün yararı için olduğunun kanıtlanması halinde devam eden boşanma davasında af kavramı gündeme gelmeyecektir. Tabi ki bu durumun kanıtlanmasının kolay olmayacağının boşanma aşamasında olan ve yazımızı okuyan taraflara hatırlatmakta fayda vardır.



Kaynananın Parasını Gizlice Alan Gelin Ağır Kusurlu Bulundu


Kusur tespiti boşanma hükmünün kurulmasının temelini oluşturur. Zira aile mahkemesi hakimi boşanma ve  tazminata hükmederken ağır kusurlu tarafı tespit edecektir. Ağır kusurlu taraf tazminat ödemeye mahkum edilebilecektir. Bu durum karşında evlilik birliği içerisinde yaşanan, boşamaya sebebiyet veren olayların analizi yapılacak ve sonuç bu analiz sonucunda ortaya çıkacaktır.  Bir boşanma davasını inceleyen Yargıtay, kayınvalidesinin ve kocasının cüzdanından gizlice para alan gelinin ağır kusurlu olduğuna hükmetmiştir.

Yargıtay, kararında şöyle denildi: “Kadının gizlice ortak konuta ait bir takım ev eşyalarını ve gıda maddelerini kendi ailesinin evine götürdüğü, erkeğin annesinin çantasından para aldığı gibi erkeğin cüzdanından da para aldığı anlaşılmıştır. Kadının yaptığı alışverişlere ilişkin yanıltıcı bilgiler verdiği, erkeğin kızının özel eşyalarını haber vermeden aldığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda; kadının ağır, erkeğin az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. Mahkeme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir.”

Asılsız Şikayet Boşanma Nedeni

Yargıtay, emsal bir karara daha imza atarak eşinin kendisi hakkında polise asılsız şikayette bulunduğunu belirten kocayı yapmış olduğu incelemede haklı bularak asılsız şikayette bulunmanın taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik oluşturacağına karar verdi.


Kararda şu ifadelere yer verildi:


Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı- karşı davalı kadının eşi hakkında asılsız şikayette bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile erkeğin davasının reddi doğru bulunmamıştır.



Boşanma Davasında Deliller Nasıl Sunulur ?


Dilekçeler aşamasında bildirilmeyen vakıa veya deliller tahkikat aşamasında tespit edilecek olsa dahi hükme esas alınmayacaktır. Zira  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre, taraflar dava veya cevap dilekçelerinde (HMK m. 119/1-e-f, HMK m. 129/1-e-f) iddiasının ve savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini açıkça göstermek zorundadır. 


Aile Mahkemesinde devam eden bir boşanma davasında erkek eş delil listesinde bildirmediği WhatsApp kayıtlarını ön inceleme aşamasında verilen süreye istinaden dava dosyasına sunmuştur. Ancak dosya itiraz üzerine Yargıtay aşmasına geldiğinde Yargıtay yukarıda bildirdiğimiz kanun hükümlerine atıf yaparak söz konusu delililerin değerlendirilemeyeceğini bildirerek mahkeme hükmünü bozmuştur. Bu kapsamda mevcut delilleri erkeği haklı kılacak olsa da hükme esas alınmamıştır. Boşanma davası usulünün bilinmemesi tarafları mağdur edebilmektedir. Bu nedenle avukat yardımıyla ilerlemek hak kayıplarını ortadan kaldıracaktır.


Kararda şu ifadelere yer verildi:

Davalı erkek cevap dilekçesinde bir sayfadan ibaret abisine ait facebook çıktısı ile ödeme belgelerinden başkaca bir delil bildirmemiştir. Davalı erkek WhatsApp deliline dayanmadığından, dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen süre sonuç doğurmaz.



Tepkisel Davranışlar Kusur Sebebi Sayılamaz


Boşanma davalarında kusur tespiti davanın sonuçları açısından büyük önem taşımaktadır. Aile mahkemesi tarafların taleplerini değerlendirirken kusur oranlarını göz önüne alacak ve kusur oranlarına göre davayı sonuçlandıracaktır. Bu nedenle hangi davranış şeklinin kusur oluşturacağı hususu büyük önem arz etmektedir. Aile mahkemelerince sıkça gözden kaçırılan husus kusurlu davranışın meydana gelmesinde diğer eşin sebebiyet verip vermediğidir. Yargıtay’ın sıklıkla bildirdiği üzere haksız fiile karşı verilen tepkiler kusur sayılmamaktadır. Bu konuda daha önce yayınladığımız detaylı makalemize linkten ulaşa bilirsiniz.  Tepki Kusur Nedeni sayılmaz.

Görüleceği üzere yüksek yargı kararlarında kusurun var olmasıyla birlikte var olma nedenini de irdelemektedir. Eşin, haksız davranışından kaynaklanan davranış şekilleri kusur olarak kabul edilmemektedir.

Kararda şu ifadelere yer verildi:

Kadının gece geç saatlerde başka bir erkekle mesajlaştığına dikkat çekilen kararda, "Telefon kayıtlarına göre davacı-karşı davalı kadının değişik zamanlarda, gece geç ve değişik saatlerde yaptığı telefon görüşmeleri ve kadının başka bir erkeğe kendisi tarafından çekildiğini kabul ettiği mesaj içeriği birlikte değerlendirildiğinde kadının davranışının güven sarsıcı boyutu aştığı, sadakatsizlik olarak kabul edilmesi gerektiği ortadadır.

Davalı- karşı davacı erkeğin bir kısım hakaret ve tehdit eylemlerinin ise kadının sadakatsizlik eylemine tepki niteliğinde kaldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, boşanmaya sebebiyet veren ve gerçekleşen olaylarda davacı- karşı davalı kadın, davalı- karşı davacı erkeğe nazaran ağır kusurludur. Hal böyleyken, erkeğin ağır kusurlu kabul edilmesi yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. Mahkemece, davalı-karşı davacı erkek ağır kusurlu bulunarak davacı-karşı davalı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş ise de kadın, erkeğe oranla ağır kusurludur.



Farklı şehirlerde çocuğu görme hakkı


Çocukla ile velayet hakkını elinde bulundurmayan ebeveyn arasında kurulacak şahsi ilişki günlerinin belirlenmesinde çocuğun yüksek menfaati ve anne veya babanın ebeveynlik duygusu birlikte değerlendirilmelidir.  Anne ve babanın ayrı şehirlerde yaşaması durumunda çocuğun kişisel gelişimine uygun olacak şekilde şahsi ilişki düzenlenmelidir. Bu hususun aile mahkemesince eksik değerlendirildiği bir davada Yargıtay bozma kararı vermiştir. 

Kararda şu ifadelere yer verildi:

Baba tarafından açılan kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesine yönelik davada; çocuğun yaşının büyüdüğünü, annenin taşındığını, kişisel ilişkinin yetersiz olduğunu belirterek, daha uzun süreli ve yatılı olacak şekilde kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talep edilmiştir. Mahkemece; yeniden düzenlenmesini gerektiren sebep ve olgu ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun yüksek yararı, yaşı ve anne ve babalık duygusunun tatmini ve infaz edilebilir nitelikte olması hususları birlikte değerlendirilerek çocuğun kişisel gelişimine en uygun düzenleme tercih edilmelidir. Çocuk ile ana ve babası, düzenli kişisel ilişki elde etme ve bu ilişkiyi sürdürme hakkına sahiptir. Kişisel ilişki sadece çocuğun yüksek yararı gerektirdiği takdirde kısıtlanabilir veya kaldırılabilir. Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde çocuğun bedeni ve fikri gelişimi yanında ana ve/veya babalık duygularını tatmin de önemlidir. Çocuk ile babası arasında yeterli kişisel ilişki kurulamadığı taktirde güven duygusunun oluşamayacağı açıktır. Çocuğun babası ile yatılı kişisel ilişki kurulmasına engel somut bir olgu veya iddia bulunmamaktadır. Çocukla baba arasında tesis edilen kişisel ilişki süresi, babalık duygularını tatmine elverişli olmadığı gibi, çocuğun da baba sevgi ve şefkatini tatmasına da yeterli değildir. Bu sebeple çocuk ile baba arasında anne ve babanın farklı şehirlerde oturuyor olmaları da gözetilerek daha uzun süreli ve yatılı olacak şekilde yeniden kişisel ilişki düzenlenmesi gerekirken, davanın reddi doğru görülmemiş olup bozmayı gerektirmektedir.



Eşit Kusurlu Eş Yararına Manevi Tazminat Kararı Verilemez


Aile mahkemesince tazminata karar verilebilmesi için boşanmaya sebebiyet veren olaylar nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın diğer eşten daha az kusurlu olması gerekir. Manevi tazminata hükmedilmesini gerektirir  bu temel şartı Yargıtay yaptığı bir inceleme sırasında yeniden vurgulamıştır.

Kararda şu ifadelere yer verildi:

Bölge adliye mahkemesince davalı kadının, davacının ilk evliliğinden olan ergin olmayan çocuğuna iyi davranmadığı ve şiddet uyguladığı, davacı erkeğin de eşi ile yeterince ilgilenmeyerek birlik görevlerini yerine getirmede ihmal gösterdiği gerekçesiyle boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının, erkeğe nazaran ağır kusurlu olduğu kabul edilmişse de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, kadına yüklenen şiddete yönelik vakıanın ispat edilemediği ve bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenemeyeceği fakat kadının davacının ilk evliliğinden olan çocuğuna yeterli ilgi ve özeni göstermediği anlaşılmaktadır. Bu durumda; evlilik birliğinin sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davalı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına manevî tazminata karar verilemez. Erkek yararına Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddesi koşulları oluşmamıştır. O halde, davacı erkeğin manevî tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmektedir.



Yoksulluk Nafakası Verilemez


Türk Medeni Kanunu uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.  Bu kapsamda yoksuluk nafakasına hükmedime şartları; boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ağır kusurlu olmamak ve boşanmaya bağlı olarak yoksulluğa düşecek olmak olacaktır. 


Aile mahkemesinin kusura yönelik koşulu gözetmeden yoksuluk nafakasına hükmettiği bir davada devreye giren Yargıtay, incelemesinde ; "Tarafların kesinleşen boşanma davasının gerekçesinde boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının kusurlu olduğu kabul edildiğine göre, mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesine aykırı olacak şekilde davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir" tespitine yer vermiştir. 



Ziynet Davası Ne Zaman Açılır?


Ziynet davasının ne zaman açılacağı, başka bir söyleyişle ziynet eşyasının aynen iadesi mümkün olmadığı için bedelinin talep edilmesine yönelik dava açma süresi uygulamada sıklıkla karıştırılan bir durumdur. Ziynet alacağı davası boşanma davasıyla birlikte talep edilebileceği gibi sonradan ayrı bir dava olarak da açılabilir. Tabi ki unutulmaması gereken konu ziynet talebi davasının açılabilmesi için ziynetlerinin varlığının ve kendisinde iradesi dışında kalmadığının da kanıtlanması gerekir.  Ziynet davası boşanma davasıyla birlikte açılmamış yani boşanma davasından sonra açılacak ise zaman aşımı söz konusu olacaktır. Yargıtay vermiş olduğu kararla ziynet davalarında zaman aşımı süresinin Borçlar Kanunu 143. maddeye tabi olacağına vurgu yapmıştır. 

 Kararda şu ifadelere yer verildi:


Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, tasarruf özgürlüğüne yönelik saldırılara el atmanın önlenmesi davası ile karşı koyabileceği gibi istihkak davası ile de karşı koyabilir. Eşya davası bu anlamda bir istihkak davası olmakla istem dava konusu eşyaların; aynen iadesi, olmadığı takdirde dava tarihindeki bedelinin verilmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Dava konusu eşyaların mevcut olduğu tespit edilmiş ise uyuşmazlık mülkiyet hakkına dayandığından olayda zamanaşımı söz konusu olamaz. Dava konusu eşyaların var olduğu tespit edilemez ise istem tazminata ilişkin olduğundan Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde belirlenen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması ve karı koca arasındaki davalarda Türk Borçlar Kanunu`nun 153. maddesinin dikkate alınması gerekir. Somut olayda; tarafların 26.06.2014 kesinleşme tarihli kararla boşandıkları, davacı kadının eldeki ziynet alacağı davasını 30.03.2017 tarihinde açtığı, dava tarihi itibari ile Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde belirlenen on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek tarafların tüm delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.



Geliri Olmayan Eşin Kredi Kartını İptal Ettirmek Tazminat Sebebidir.


Erkek eşin,  eşinin işi ve geliri olmadığını bildiği halde kredi kartlarını iptal ettirmesi  boşanma davasında kusur nedeni olarak kabul edildiği davada dosya itirazlar neticesinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne geldiğinde yüksek mahkeme kredi kartı iptal ettirmenin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğuna hükmetti.  Aynı zamanda kararda kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminata hükmedilmesi gerektiği de bildirilmiştir.

Kararda şu ifadelere yer verildi:

"Eşinin işi ve geliri olmadığını bilen erkeğin, kadının kullanmakta olduğu kredi kartlarını iptal ettirdiği, giderlerini karşılamadığı, bu nedenle kendisini arayan kayınvalidesine 'manyak karı' dediği anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin tam, kadın eşin ise kusursuz olduğu noktasında yerel mahkeme ve özel daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelediğinde, erkeğin kusurlu davranışları nedeniyle kadının kişilik haklarının saldırıya uğradığı belirgin olup, davacı kadın yararına manevi tazminata hüküm edilmemesi bozmayı gerektirmiştir. O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkeme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir."



Aile İçi Kavgalar Eşe Kusur Olarak Yüklenemez


Açılan boşanma davasında kayınbiraderinin kendisine şiddet uyguladığını iddia eden erkek eş, bu durumun kadına kusur sebebi olarak göstersede dosyanın incelenmesi neticesinde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kayınbiraderin eniştesine şiddet uygulamasının kadına kusur olarak yüklenemeyeceğine hükmetti.

Kararda şu ifadelere yer verildi:

Somut olaya göre kadının kardeşinin erkeğe şiddet uygulaması vakıası, kadına kusur olarak yüklenemez. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. O halde davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilmesi doğru bulunmayıp bozmayı gerektirmiştir. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran davacı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. Aile mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir."



Manevi tazminat ve yoksulluk nafakası miktarının ihlâl edilen menfaatlere ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerektiği


Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat azdır. Hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili madde hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekir. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre 2005 doğumlu ortak çocuğun ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmektedir. Karar Tarihi: 11.11.2021



Mal rejimi Davalarında Zaman Aşımı 10 Yıl !


Yargıtay vermiş olduğu  kararla mal rejiminden kaynaklı alacak davalarında zaman aşımı süresinin 10 yıl olduğunu bildirdi, Yargıtay kararında;

Mahkemece TMK 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden ıslah ile artırılan kısmın reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararıyla edinilmiş mallara katılma rejimi (katılma alacağı) bakımından TMK'nın 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK.nın 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüş, bu görüş Daire tarafından da benimsenmiştir. Bu durumda edinilmiş mallara katılma alacağı davalarında da TMK'nın 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nın 146.maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekecektir, (mülga BK.m.125.). Ancak 10 yıllık zaman aşımının başlaması konusunda duraksama söz konusudur. Ağırlıklı görüş eşler arasında mal rejiminin sona erdiği tarih olan boşanma davasının açıldığı tarih başlangıç süresi olarak kabul edilmektedir. Ne var ki 6098 sayılı TBK'nın 153/1-2. bendine göre “Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zaman aşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur.” Kanunun bu açık hükmü gözetildiğinde başlangıç tarihi olan boşanma davasının açıldığı tarihte mal rejimi eşler arasında sona ermiş olsa bile zaman aşımı işlemeyeceğinden (duracağından) ve boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar da bu durma devam edeceğinden ancak boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren TBK.nın 146. maddesinde öngörülen zamanaşımı işlemeye başlayacaktır. Yani zaman aşımının başlangıç tarihinin saptanan bu olgu karşısında boşanma kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmesi gerekir. Bu halde satın alma tarihi itibariyle edinilmiş mal niteliğindeki aracın 08.01.2009'da 14.750 TL'ye elden çıkarıldığı ve TMK.nın 236. maddesi gereğince bu değerin yarısının davacının katılma alacağını oluşturduğunu gözetilerek ıslah ile artırılan kısmında kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğra değildir.



Nafaka Ödemesi Nasıl Yapılır ?


Bir boşanma davasında her ay  'tedbir nafakası' ödemesine mahkeme hükmetmiştir. Ödemeleri her ay banka kanalıyla yapan borçlu haziran ayında ödemenin açıklama kısmına 'nafaka' yerine 'sadaka' yazınca konu yargıya taşınmıştır.

 

Alacaklı taraf ödenen paranın 'sadaka' olduğunu, nafakasının ise yatırılmadığını iddia ederek icra takibi başlatmıştır, itiraz üzerine konu mahkemeye yansıyınca davada hakim, borçlunun yazdığı 'sadaka' ibaresini baz alarak alacaklı tarafı haklı bulmuştur. Mahkeme, ödemenin hangi aya ait olduğunun, 'nafaka' ifadesi ile açıkça açıklama kısmında belirtilmesi gerektiğini bildirmiş ve nafakanın yeniden yatırılmasına karar vermiştir. 


Nafaka ödemekle yükümlü kişilerin banka kanalıyla yaptığı ödemelerde ödemenin nafaka olduğunu ve hangi aya ait olduğunu açıklama kısmına yazmaları gerektiği mevcut kararla bir kez daha anlaşılmıştır.



Akşamları iş arkadaşlarıyla iş konularında mesaj çekilmesi aldatma sayılamaz!

 

Kadın eş, kendisini aldattığını öne sürdüğü kocasının sık sık kadın arkadaşları ile telefonda konuştuğunu gerekçe göstererek boşanma davası açtı.

 

Aile mahkemesi, erkeğin gece geç saatlerde kadın iş arkadaşlarıyla mesajlaştığını, bazı geceler eve geç geldiğini kabul ederek kadın eşi haklı bulmuş ve erkek eşin ağır kusurlu olduğunu kadın eşin ise daha az kusurlu olduğuna hükmederek çiftin boşanmasına karar vermiş, erkek eşin tazminat ödemesine hükmetmiştir.

 

Yapılan itirazlar neticesinde dava Yargıtay önüne geldiğinde Yargıtay konuyla ilgili emsal niteliğinde bir karar vererek kocanın, telefonla bir kadınla konuşmasının eşini aldattığı anlamına gelmediği gerekçesiyle mahkemenin verdiği tazminat cezasını iptal etmiştir.

 

Emsal kararla; sadakat yükümlülüğünün ihlaline yönelik davalarda telefon kayıtlarının davaya konu edilmesi halinde, söz konusu kayıtlarda eşin ne amaçla görüşmeler yaptığının tespitinin de yapılması gerektiği, yine görüşme saatlerinin de önemli olduğu aile mahkemelerince dikkate alınmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır.



Kusursuz eşin dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü olduğuna hükmetti


Bir boşanma davasında aile mahkemesinin yoksuluk nafakasının reddine yönelik verdiği karar; Yargıtayca davalının davacıya nazaran daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle, davalı kadının yoksulluk nafakası isteğinin reddinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.


Aile Mahkemesi, boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin kusurunun bulunmadığı, kadın eşin ise tam kusurlu olduğu gerekçesiyle ve yasa gereği davalı eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verince konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilmeye alınmış ve aile mahkemesinin direnme kararı bozulmuştur. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı'nda; "Yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa ki maddede açıkça belirtildiği gibi kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır. Bunun yanında, yoksulluk nafakası istenebilmesi için istemde bulunan tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşılaşmış bulunması şarttır. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkanından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir. Somut olay değerlendirildiğinde; boşanmaya sebep olan olaylarda mahkemece de sabit kabul edilip davalı kadına yüklenen kusurlu davranışların yanında, davacı erkeğin de eşini baba evine bırakıp sonrasında bir daha gelmesin diyerek evden göndermek ve tekrar istemediğini söylemek şeklinde gerçekleşen olaylara göre eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkinse dosyada mevcut 2013 yılı araştırma sonuçlarına göre, kadın eşin ortaokul mezunu, ev hanımı olduğu, ailesinin yanında yaşadığı, mal varlığı ve gelirinin bulunmadığı buna karşılık erkek eşin üniversite mezunu olup sınıf öğretmenliği yaptığı, aylık 2 bin 500 TL gelir elde ettiği, kendi evinde oturduğu bu nedenle kira giderinin bulunmadığı, adına kayıtlı bir ev ve aracının olduğu görülmüştür. Yasa gereği tam kusurlu eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemeyeceği gerekçesine dayanan direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. Direnme kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir" denildi.



Maddi Çıkar Tazminat Sebebi


Devam eden bir boşanma davasında kadın, küfrettiği ve kendisini evden kovduğunu öne sürdüğü 47 yaş büyük eşinden yoksulluk nafakası ve tazminat istemiştir. Erkek  eş ise  karşı davasında eşinin maddi çıkar amacıyla evlendiğini iddia etmiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.


Aile mahkemesi ve İstinaf mahkemesi kadın eşi haklı bulsa da dosya itirazlar neticesinde Yargıtay önüne geldiğinde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşinden boşanan kadına yoksulluk nafakası ödenmesine, erkeğin manevi tazminat taleplerinin reddine hükmeden istinaf mahkemesi kararını, kadının "maddi çıkar amacıyla evlendiği" tespiti gerekçesiyle bozdu.


Dairenin kararında, evlilik tarihinden 3 gün önce erkeğin tek tapulu mal varlığı olan evini satış yoluyla devir aldğını, kadının tanıklara çocuklarının geleceği ve ev için evlendiğini söylediğini, taraflar arasındaki yaş farkının da 47 olduğu da göz önüne alındığında, kadına yüklenen "maddi çıkar amacıyla evlenme" ve "evlilik birliğini devam ettirme gibi bir amacın bulunmamasına" ilişkin kusurlu davranışların dosya kapsamından sabit olduğu belirtildi.


Kararda, boşanma sebebi olaylarda kadının ağır kusurlu olduğu, bu davranışların erkeğin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığına  ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken yanılgılı kusur belirlemesiyle erkeğin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi kanuna aykırı bulundu.



 

Devam Haberler İçin Tılayın>>>>



Yorumlar (0)

Bu yazı yoruma kapalıdır.

Yorum Yaz